NİĞDE
BAROSU
Gezinti Bağlantılarını Atla
 
 
  
 
EkimKasımAralık
PztSalÇarPerCumCmtPaz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930123
45678910
5 NİSAN AVUKATLAR GÜNÜ
Tarih: 06.04.2013 23:00:00 | Okunma Sayısı: 1965 | | |

Değerli meslektaşlarım, sevgili basın mensupları

          Her 5 Nisanda olduğu gibi bugün de, en zor zamanında Türk milletine liderlik yapmış, Devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Paşanın büstüne çelenk koyduk ve şehitlerimizle birlikte saygıyla andık.

             Hep bir ağızdan İstiklal Marşımızı yürekten okuduk.

             Değerli arkadaşlarım, İstiklal marşını iki kıtası ezberlenmiş bir marş olarak değil on kıtalık bir kurtuluş destanı olarak anlamak gerekir.

             İstiklal marşı kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra yazılmış bir şiir değildir.

 İstiklal marşımız yazıldığında İzmir ve yöresi Yunanlıların işgali altındadır. Fransızlar ve İtalyanlar ülkededir. Ne yazıktır ki Milleti sadıka olarak bilinen ermeniler Emperyalistlerden aldığı destekle köyleri basmakta masum insanları çoluk çocuk yaşlı demeden katletmektedir. Bu günler çocuğun cinsiyeti üzerinden iddiaya girilerek Hamile kadınlarımızın karınları deşilerek öldürüldüğü günlerdir.

             Büyük şair " Sana yok ırkıma yok izmihlal" derken milleti tek olarak görmüştür. Türk milletini kürt, arnavut, boşnak çerkez, laz, arap vs. diye tanımlamamıştır.  Etnik olarak Arnavut olduğu vurgusu yapmamıştır. Milletimizin bu büyük evladına göre hilal de tektir millette tektir. Her ikisi de bozguna uğratılamaz.

             Binlerce şehidin kefensiz yattığı bu topraklar, üzerinde yaşayan herkesi kaynaştırmış ve bir millet etmiştir. İnsanlar etnik kimliğe bakılmaksızın evlilikler yapmıştır. Bu evliliklerden çocuklar olmuştur, torunlar olmuştur.

             Osmanlı Devleti batılı emperyalistlerin etnisite fitesiyle dağılmıştır. Yıllardır Filistin’de yaşatılan zulümler Irak’ da onca Müslümanın katledilişinin sebeplerini tarihin henüz tozlanmamış raflarında aramak gerekmektedir.

             Osmanlı Devletinden ayrıştırılarak ayrı devlet yapılan Yugoslavyanın yerinde bu gün irili ufaklı zayıf ülkeler var edilmiştir. Bosna’da Avrupa’nın göbeğinde tarihin en kanlı katliamları yapılmıştır.

 Irak halka demokrasi getirmek vaadiyle işgal edilmiş binlerce masum insan katledilmiştir. Bugün Irak şii-sünni ve kürt bölgelere fiilen bölünmüştür. Bu bölünme sadece coğrafik olarak gerçekleşmemiştir. Bir toplum belki yüzyıllar sürecek bir kin ve intikam sürecine itilmiştir.

             Bunlar görmemezlikten gelinecek konular değildir.

             Emperyalist ülkeler amaçlarına ulaşmak için her yolu denemekten çekinmezler. Bunu artık öğrenmiş olmamız gerekir. Bizim başımıza da çocukları katletmekten bile çekinmeyen, PKK gibi zalim bir cinayet örgütü musallat edilerek bu yolla milletimiz ayrıştırılmaya çalışılmak istenmektedir.

             Vurgulamak gerekir ki her birimiz rengine şekline dini inancına mezhebine bakmaksızın demokratik ilkeler üzerine kurulu Türk Devletinin şerefli birer üyesiyiz.

 Türk milleti kavramı, ırkçılık esasına değil, anayasanın 66. ve 10. maddeleri ile çerçevesi çizilen “Türk Vatandaşlığı” unsuruna ve “Eşitlik” ilkesine dayanmaktadır. Türk milleti bir ırkı değil, bu ülkedeki tüm vatandaşları ifade etmektedir ve bu topraklar üzerinde yaşayan herkesi kucaklayan bir kavramdır.

 Önemle ifade etmek gerekir ki üniter yapıyı tartışmaya açacak, millet kavramını belirsizleştirecek her tarif ülkemizi felakete götürecektir. Bu konuda sağduyunun galip geleceğine olan inancımızı da koruduğumuzu ayrıca belirtmek isterim.

 Bu millet birbiriyle savaş halinde değildir ki barış için bireysel akla yönelelim. Bize yol gösterecek olan, milletimizin ve devletimizin binlerce yıllık hafızasından beslenen aklıdır. Bizim güvendiğimiz devlet aklıdır.

 Bu gün 5 Nisan Avukatlar günü. Elbette bu günü canı gönülden kutlamak isterim. Ancak ortada kutlanması gereken bir durum olmadığı tespitini de yapmak isterim. Yargının kurucu unsuru olarak savunma görevini yerine getiren avukatlık mesleğinin sorunları çözülememiş sorunlar çeşitlendirilmiş ve çığ gibi büyütülmüştür.

 Yargının kurucu unsurlarından olan savunma ne yazık ki savunulacak hale düşmüştür.

             Avukatlık mesleğinin saygınlığı bir devletin hukuka saygısıyla, adalete olan sağlam inancıyla doğru orantılı artar ya da azalır. Zira savunma yargının eşit kurucu unsurudur. Savunmayı yok saymak hak arama özgürlüğünü de önemsememek demektir. Savunmayı yok saymak yargının diğer kurucu unsurları olan iddia ve karar unsurlarına da engel algısıyla bakmak demektir.

 Türkiye’ de 106 tane Hukuk Fakültesi kurulmuştur. İtibarı yüksek ve en kolay kurulan fakülteler olması Bilimsel faaliyetleri ile öne çıkması beklenen üniversitelerin iştahını artırmakta amacı ülkenin ihtiyacını belirleyip yükseköğretimi planlamak olan YÖK ise bu iştaha plansız programsız bir şekilde karşılık vermektedir. Öğretim üyesi yetersizliğinden hocalar o şehir senin bu üniversite benim ders vermek için yollara düşmüşlerdir.

 Bugün ne acıdır ki stajyer avukatların pek az bir kısmı gerçekten avukatlık yapmak hedefindedirler. Hiç bir şey olamazsam avukatlık yaparım anlayışı hâkim olmuştur. Bu durum genç arkadaşlarımızın suçu değildir. Mesleğin geleceğine olan güvensizlik ve ekonomik kaygılar genç hukukçularımızı karamsarlığa sokmaktadır.

 Sınavsız, hiç bir filtreleme olmaksızın mesleğe kabul dünyada sadece bizim ülkemizde vardır.

 Sadece gelişmiş ülkelerde değil az gelişmiş ülkelerde dahi avukat olmak için belli zaman aralıklarıyla belirlenen sınavlarda başarılı olmak gerekmektedir.

  Örneğin ALMANYA' DA avukatlık stajı iki yıl olup hem staja kabul edilmede hem de staj sonunda sınav vardır. İlk sınavda iki kez başarısız olan kişinin mesleği icra etme şansı yoktur.

 BELÇİKA'DA ve DANİMARKA'DA staj süresi 3 yıldır. Stajın 2. yılının sonunda yazılı ve sözlü olmak üzere 2 sınav yapılmaktadır.

 İNGİLTERE'DE staj öncesi eğitim zorunluluğu olup staj aşamalarında sınav vardır.

 BULGARİSTAN yazılı ve sözlü sınav yapmaktadır.

 Norveç' de İsveç' de, Slovenya’da, Polonya’da, Portekiz’de, İspanya’da, Çek Cumhuriyeti’nde, Macaristan'da durum farklı değildir.

 ÜRDÜN' de stajyer uzmanlaşmak istediği alanda bir tez hazırlamak ve bunu jüri önünde savunmak durumundadır. Bun da başarılı olursa yazılı ve sözlü sınava alınmaktadır.

 FİLİPİNLER'DE Baroya kayıt için yazılı sınavda başarılı olma zorunluluğu vardır.

 Kardeş ülke AZERBEYCAN' da avukat olabilmek için yazılı ve sözlü sınavlarda başarılı olmak gerekmektedir.

 Kira parasını ödeyemeyen ekonomik zorluklarla boğuşan bir çok meslektaşımız vardır. Büyük şehirlerde intihar eğilimleri başlamıştır. Neredeyse asgari ücrete çalıştırılan avukat meslektaşlarımız varlığı bizleri üzmektedir. Ucuz işgücü temininin kolaylaşmasıyla avukatlar adeta köleleştirilmektedir. Büyük hukuk büroları tabiri caizse hukuk baronluklarına dönüşmek üzeredir.

 Avukatlık bir kamu görevi olmasına rağmen piyasa şartlarının kurallarına tabi tutulmak istenmektedir. Bu son derece sığ bir anlayıştır. Avukatlığı tacire dönüştüren bu anlayış haksız rekabeti getirmiş ve disiplin suçlarının hızla artmasına yol açmıştır.

 Avukatların evleri ve iş yerleri kanuna aykırı bir biçimde aranmaktadır. Bu kabul edilemez bir tutumdur.

 Görevlerini yaparken saldırıya uğrayan meslektaşlarımızın sayısı her geçen gün artmakta bu saldırılar sonucu hayatını kaybeden meslektaşlarımız olmaktadır. Ancak bir tabanca ruhsat harcında bile yargının diğer kurucu unsurlarına tanınan muafiyetler tanınmamaktadır.

 Kamu kurum ve kuruluşları Meslektaşlarımıza belge ve bilgiye ulaşmada ciddi zorluklar çıkarmaktadır.

 Avukat hiç bir kişi kurum ya da otoriteye bağlanamaz, tabi kılınamaz. Savunma bağımsızlığı olmadan yargı bağımsızlığından adaletten söz edilemez. Adalet Mülkün temeliyse, bizler zalim değilsek  buna inanıyorsak savunma bu temelin harcıdır.

 Elbette daha sayılabilecek söylenebilecek daha pek çok şey var.

 Kral çıplak demenin zamanı gelmiştir hatta geçmektedir.

 Artık Barolar mesleğin sorunlarını birinci öncelik olarak görmelidirler. Bu mesleği zinde tutmanın başka yolu yoktur. Barolar Birliğinin önümüzdeki dönem çalışmaları meslek sorunlarını çözme odaklı olmalıdır. TBMM' de ki milletvekillerinin önemli bir kısmının avukatlardan oluşmaktadır. Adalet Bakanımız avukattır. Ancak meslek sorunları TBMM' de ne yazık ki bir türlü ele alınmamaktadır.

 Meslek kendini savunmak durumundadır.

             Saygılarımla.

 
 
 
 
 
 
 
22.11.2017 Çarşamba